Çay ocağına doğru yürürken güvenlik görevlisi arkamdan seslendi:
-Özlem Hanım bir zarfınız var. Şimdi geldi. Ben de size getiriyordum.
Aldım.
Kırmızı bir zarf... Tuhaf! Nerden gelmiş olabilir?
Çayımı doldururken bir yandan da zarfı inceleyip gönderene dair bir ipucu aradım. Yıllardır fatura ve kredi kartı hesap özetleri dışında hiç bir şey zarfla elime geçmemişti. Şimdi ise elimde kırmızı bir zarf. Adım, adresim elle yazılmış ve zarf kırmızı. Bir yanda merakla körüklenen sabırsızlık, öte yanda gittikçe yükselen heyecan duygusunu uzatma isteği… İkisi arasında bocaladım bir süre…
Oyumu heyecandan yana kullandım ve odama dönene kadar sabrettim. Masamda çayımı yudumlarken yeniden zarfı incelemeye başladım. Kalındı. İçindeki her ne ise balonlu naylona sarıldığı anlaşılıyordu. Zarar görmesin ya da dışından ne olduğu anlaşılmasın diye paketlenmiş belli ki. İçindekinden çok göndereni merak ediyordum nedense. Kimden geldiğine dair en ufak bir ipucu yoktu. Aklımdan bir anda “O” geçti.
Onda unuttuğum küçük bir şeyi göndermiş olabilir mi? Ya da...
Hemen zarfın üzerindeki damgayı kontrol ettim. Levent’ten postaya verilmiş. İlgisi yok!
Biliyordum... O böyle şeylerle uğraşmaz ki.
Karmakarışık bir hüzün dalgası sardı birden. Neyse ki, anıların beni sürükleyip götürmesine izin vermemeyi öğrenmiştim. Duyguları püskürtmek kolay oldu ama düşünceyi susturmak ne mümkün! Onca zamandan sonra el yazısını tanımadığımı fark etmek başka yerlere götürdü beni. Özenle ve biraz abartılı harflerle yazılmış üç kelimelik o nottan başka bir şey elime geçmemişti ki. Önemli saydığım başka insanları geçirdim zihnimden. Kimlerin el yazısı benim için tanıdık? Annem, babam... O kadar! Kızımın el yazısını bile tanıyamam.
Akşam eve gidince kızımın defterlerini incelemeliyim ve ona sık sık notlar, hatta mektuplar yazmalıyım...
Yeniden zarfa döndüm. Arkasını çevirdim. Kendiliğinden yapışan zarflardan değildi. Yapıştırıcı sürülerek kapatılmıştı.
Gönderen uğraşmış besbelli...
Çocukça da olsa, hevesle gizli bir hayran geçirdim aklımdan. Zarfın arkasından, düzenli aralıklarla gelecek beyaz çiçeklerin düşüyle gülümsedim.
Böyle şeyler sadece romanlarda, filmlerde olur. Gerçek hayatta örneğini gören yok! Üstelik de benim film yıldızına benzeyen bir tarafım yok…
Bir süredir beni kendi halime bırakmış olan muhalif ve gerçekçi tarafım birden çıktı ortaya: ”Saçmalama! Beğenip sevdiğin adamların hangisinin kaşına gözüne, endamına vuruldun? Kadını sadece görüntüsüyle değerlendirecek adam zaten sana gerekmez!”
Çirkin ve huysuz kadınların feminist olduğunu söyleyenler haklı mı acaba?
Daha fazla teori üretemeyeceğimi anlayınca, zarfı açmaya karar verdim. Tahmin ettiğim gibi balonlu naylona sarılmıştı. Bir CD. Üstünde yazı da yoktu.
Romantizmden komplo teorilerine hızlı bir geçiş yaptım. Gizlice kaydedilen telefon görüşmeleri ya da uygunsuz fotoğraflar ihtimalini tarttım kafamda.
Suç ya da utanç kapsamına girebilecek hiçbir eylemim olmadı ki! Yaşasın şeffaflık! Bir gün işime yarayacağını biliyordum. Ama yine de...
Öğrenmenin tek yolu vardı: CD’yi bilgisayara taktım. Bir yığın tahminden sonra en azından bir şeyi tutturmuş görünüyordum. İçinde görsel dosyalar vardı. İlk dosyayı açtım...
Çok yaşa sen Burcu! Tatil resimlerimizi göndereceğini söylemiştin ama aylar geçip unuttuktan sonra yolluyorsun. Üstelik zarf kırmızı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder